2 Nisan 2010 Cuma

Tanrıcılık-

Kaç kere dedim sana "bağımlılık" diye bir oyun yok diye,
o evcilik ve doktorculuktu hatta çok kasarsak öğretmencilik bile olabilirdi.
ama yok.
grunge-cılık diye bir oyun yok.
gözlerini aç güzelim , güzel kokan kadınım bu oyun değil,
damarında gezinen mikroplu sıvı oyun değil,
ki bu; kanın da değil.

Son günlerde sürekli eroin şırınga ediyorsun toprağa,
toprağın kafası güzel,
çiçekler daha bi hoş,
ağaçlar baya keyifli...

nerede kalmıştım?

Tanrıya olan inancımı zedeliyorsun,
Kaç kere dedim sana "Tanrıcılık" diye bir oyun yok diye!...

her şeyi yaratamaz ya da yok edemezsin,
topraktan içeri elini sokup ; kalan kemikleri çıkarıp ,
üzerlerine et giydirip ,
mavi gözlü bir adam yaratamazsın...
kaç kere dedim sana ,
bunun oyunu yok diye?!

-just for you.-

sandık içlerine adımı kazımalıyım-

var olan gamzene ; su doldurup yüzeceğim,
yemeğim yokken tasım da yapabilirim,
sıkıldığımda parmak basabilir,
ve ağladığımda dudaklarının kulaklarına doğru zorla haraket etmesiyle gizlendiği yerden sırf beni güldürmek içinde çıkarabilirsin.
-olabilir,oldurabiliriz-

o olmadı...
bu olmadı,
ama elbet biri olacak,
ve susacağımı sanıyorsan; ünlemden önce nokta getirenler kadar yanılıyorsun derim.
susasım yok,
şarkı söylesek,
ya da içsek mi yakın zamanda.
bilemedim,
şimdi gitmeliyim.
sandık içlerine adımı kazımalıyım,
diğer cansız bebeklerle birlikte-

31 Mart 2010 Çarşamba

canavar-

-yerim seni!

-nasıl?!

-iki elimle tutarım sıkıştırırm yüzünü,
burnunu ısırırım..
sonra kocaman açar ağzımı yutarım seni!..

-çünkü ben aslında yatağının altında yaşayan canavarım-

21 Mart 2010 Pazar

kurbağ prensler , fahişe prensesler.

bize masallarda anlatılan "prensler" yalanmış anladım, şu tek derdi ; "gerçek aşkı bulup, evlenmek" olan prenseslerde yalanmış. ama inat ettim ; gerçekten "kurbağa prens" diye bir şey varsa ben tüm kurbağaları öpmeye razıyım. maksat çeşit olsun.aktivite olsun.gözüm doysun.

17 Mart 2010 Çarşamba

haksızlık-

.Ona haksızlık yapma... çocukluğun ve gençliğin ve bir kaç satırı yaşlılığın olacak. ona haksızlık yapma çocuğum, o şarkı büyüyünce sen olacak, o kız büyüyünce ben olacağım. bana haksızlık yapma.

14 Mart 2010 Pazar

romeo ve juliet-

hey, tatlım! omzunun üzerinden çekici bakışlar atmak için çok küçüksün. 55'indeki romeo ise juliet'ten tekmeyi yemiş tek başına içmekte... "bu gece bir çıtır düşürür müyüm?" diye düşünmekte, acınası haliyle. -haklı çıkar bazen kan davaları- ve juliet pörsümüş ve suyu dökülmüş bir portakal gibidir. haklıdır (kendine göre) .romeo'ya bu bile fazladır...


-bazen yaşanmaması pek iyi olur aşkların-

12 Mart 2010 Cuma

beni öp sonra doğur beni-

--

şimdi sen benim sırtımda yürü,
kulunçlarımı bul masaj yap.
yatağa yatır alnımdan öp,uyut beni.
Süreya'nın dediği gibi;
"beni öp sonra doğur beni"


mad*

8 Mart 2010 Pazartesi

altın toz-

*



-gökyüzüne n' yaptın da sarı?

-biracık "altın tozu" işimi gördü.

-paranın gözü kör olsun!

6 Mart 2010 Cumartesi

gözlerin doğuyor gecelerime-

zeki müren dürtüyor beni...
"ağla evladım açılırsın" der gibi.
diyor sanki de ben ihtimal vermiyorum.
gözleri doğuyormuş gecelerine...
doğru ya. " gözleri doğuyor gecelerime"
hiç bu kadar çağresiz hissettiğim olmamıştı.
heyecanla beklentiler içerisindeyim.
bir yandan da beklentilerimden vazgeçiyorum kendimi.
sesi doğuyor gecelerime,
sözleri doğuyor gecelerime...

Ah ! karanlıklar kapladı içimi.
elbet geçer bir kaç güne.

2 Mart 2010 Salı

yüzündeki tepeler-

"Hadi gel" dedim,
senle bir anlaşalım bakalım,
sen gözlerime bak, göz bebeklerimden ayırma gözlerini,
ben sana bakayım, yüzüne, tek tek her nefes alan hücrelerine.
birde parmaklarımın ucuyla yüzünü severim,
işte tam da böyle...
burnundan kaydırıp parmalarımı...
dokununca daha da iyi fark ettim;
ne güzel yüzündeki tepeler.
parıl parıl.
yumuşacık,sıcacık.
-