Y.S.İ.defa sırılsıklam oldum çamaşırıma kadar,
7 sene olmuştur böyle ıslanmayalı... işin güzelliği ıslanmayı sevmemdi...
coraplarım hırkam ve sevgili pantalon paçalarım ...
yağmurun altında yürüyen sevgililere salak derim ben hep..
yağmurun , hastalığın romantizimi mi olurmuş?.
ha ha hasiktr pardon hap şüüüü..-yapay hapşurük-
olmaz tabi.
sonra günlerce buluşama kızla / çocukla hiç gelemem öyle romantikliğe ...
çok romantik olucaksan evde camın önünden yağmuru izleyceksin ayın mübarekliğine göre de nescafe ya da Şarap olacak bardaklarda...
bir iki yudum ..şapır şapır yağmur sesi ve küçük dokunuşlar hooop tüm soğukluğu dışarda bırakan ve karşındakinin teriyle ıslandığın bir ortam...
vay bee..
bunu da yapamadım , yazmak kolay gerçi ama ben bunu istiyorum yani.. öyle mal mal yağmurun altında dolanacağıma adam gibi sevgilimle aşk yaşarım lan!.
neyse bugün ıslanmamın nedenlerine gelicek olursak benim ayakkabı seçememem ,günlük güneşlik hava sen yarım saatte boz kendini tam anlamıyla "şapa oturmuş" vaziyetteydim...
otobüs durağına yürümek, otobüste para vermek için insanlarla yarışmak falan feci eğlenceli hele hele " kızım ışıklar sönsün öyle bas şu akpili kaç kez diycem teeallam!" diyen şoförü bile sevdim...
neden bilmiyorum ama sevdim işte ,helal olsun verdiğim paralar amaaan. beni durağıma geldiğimde ön kapıdan indirdi ya sırtı yere gelmesin.
gerçi bi ara arkadaşımla konuşmamı engelleyen ceptelefonunu kırmızı bir halkanın içine alan ve üzerinden aynı kırmızılıkta içinizi acıtan bir şerit geçiren sitikır-evet yazamadım alla allah- a uymayan bir şöförümüz vardı, fotografını da çektim telefoncuğumla... şikayet edicektim de vazgeçtim sonra işte ön kapıdan indirme muhabbeti falan..
neyse sonra da gittim mavi jeanse kot aldım kendime, bide kabinde çorap değiştirdim çünküü çünküü ayaklarım ıslanmıştı bide çorabı da indiğim köprünün ayağından aldım bi amca " kadın erkek çorapları 1 milyööön" diye bağırıyordu... ah benim insanım hala eski parada aklı... neyse. aldım oradan erkek çorabı paçalarımda ıslaktı çünkü ya hani uzun olsun dedim.. Vakko yazıyor ama bak etikette ,rica ediyorum "1 milyön" diyip küçümsemeyelim...
efendime söyliyim bir şeyler daha aldıktan sonra taksiye binip evimizin yolunu tuttuk... tuttuk dememin sebebi yalnız değildim... neysem.
öyle işte "12 eylül de neredeydin?" diye sorarlarsa savunmamada bunu yazacam.
öptüm-
20:40 12.09.2009
Da.
14 Eylül 2009 Pazartesi
12 Eylül 2009 Cumartesi
8 Eylül 2009 Salı
31 Ağustos 2009 Pazartesi
28 Ağustos 2009 Cuma
bayat ekmek,
su
ve peynir.
bir de bayat polaroid filmi.
Seni küçük sevecen,
azdan biraz fazla istediklerim,
evine gelip düzenini bozmak istemiyorum,
Sadece;
Belki, sabahları dişlerimizi beraber fırcalarız,
Pijamalarımızı katladıktan sonra yan yana koyarız?
Fakat biliyorum...
Seni küçük sevecen,
Herşey senin kadar iyi değil.
su
ve peynir.
bir de bayat polaroid filmi.
Seni küçük sevecen,
azdan biraz fazla istediklerim,
evine gelip düzenini bozmak istemiyorum,
Sadece;
Belki, sabahları dişlerimizi beraber fırcalarız,
Pijamalarımızı katladıktan sonra yan yana koyarız?
Fakat biliyorum...
Seni küçük sevecen,
Herşey senin kadar iyi değil.
27 Ağustos 2009 Perşembe
16 Ağustos 2009 Pazar
Otobüs yazıları II
Çok uzun yollarda kürek çekiyorum,
uyumak için bir güvercin yuvası buldum,
kuyruğum fazla geldi,
gözümü kapadım,
hava kararmış,
yağmur da yağmış...
Uyandım!.
Ölüm uykusu değil ya,
uyandım elbet.
boynunun kokusu,
kestane kokusu,
camda da kar...
Elektirik telleri kuşları olalalım biz,
onlar hiç ölmüyor.
di mi?
"ölmüyor" de.
ölme sende!...
thmad.
uyumak için bir güvercin yuvası buldum,
kuyruğum fazla geldi,
gözümü kapadım,
hava kararmış,
yağmur da yağmış...
Uyandım!.
Ölüm uykusu değil ya,
uyandım elbet.
boynunun kokusu,
kestane kokusu,
camda da kar...
Elektirik telleri kuşları olalalım biz,
onlar hiç ölmüyor.
di mi?
"ölmüyor" de.
ölme sende!...
thmad.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


