8 Aralık 2009 Salı

acılı sözlerin tanrıcasıyım,
gurur duyacağın bir özelliği duymak üzeresin
yüzündeki gülümseme daha belirgin olacak,
ve dişlerin her zamankinden fazla gözükecek,
çünkü sen bile,
bu kirli fanteziye dayanamayacaksın.

6 Aralık 2009 Pazar

Ben ritimdeki sesim ve sen nasıl bir şeysin?
başımı döndürüyorsun...
dünya hiç bu kadar hızlı dönmemişti ve hiç bu kadar kendine çekmemişti...
şimdi bir sürü fon müziğim de var ;barların "sigara yasağı"na karşı açık kapılarınan gelen,
ve bir sürü boğuk boğuk kahkahalar ve "off"lamalar cabası işin.
sen nasıl bir şeysin öyle?...
sesini duyduğum anda eriyorum.
tam anlamıyla poe ile anlaştığım bir durum... annabel lee gibi senden bahsedebilirdim,
pek şairane olurdu ,gerçi şimdileri pek seven kalmadı annabel'i.. ne de poe'yu..

nerede kalmıştım ki?.
başımı döndürüyorsun,
ve midemde kocaman ve aslında hoşuma giden bir karın ağrısı yaratıyorsun,
bir ayrıdır karın ağrımı hiç bu kadar sevmemiştim,
birde gözlerin var işin içinde,
benim dudaklarım,
birde kocaman gülümsemen var,
iki kalbim var sanki..
biri tamamen sana ait,
biri tamamen senin ve benim.
birazcık benim , aslında gerisi tamamen senin.

şimdi sesini duysam hiçte fena olmaz,
gözlerimi kapatıp güzel bir fantezi kursam ve sesinle meditasyon yapsam,
bakarsın ben nirvana'ya ulaşırım ve senle karşılaşırım.

1 Aralık 2009 Salı

baş ağrısına yenik düşmüş,kahve fincanıysa hala bıraktığı yerde,kedi ortalıkta dolaşıyor,telefonlarsa hala çalmadı,bu içinde konyak olan 2 günde 8. kahve fincanı... kafeinden mi alkolden mi ölür tanrı bilir... iki gündür telefonu çalmadı...2 gündür hiç yıkanmadı, sarı kalın bukleleri düştü saçları yağlandı... ne bir tıkırtı duydu ne yatağa gitme ihtiyacı... iki gündür kahve makinası ve camın önündeki beyaz koltuk arasında gidip geliyor... birkaç çörek yemeyi de ihmal etmiyor... tüm dergilerin içinden fotoğraf kareleri kesmiş, o karmançorman duvarına biraz daha renk katmak istediği kesin... hava sıcak teninde boncuk boncuk ter damlaları ... camları açmıyor panjurları açması gerekir diye... panjurları açarsa güneş ışığı vurur gözüne, bebeğine...
Günlerdir zamanın akıp gittiğinden bahsediyordu, dolu dolu yaşadığından ve durulması gerektiğinden... kendini dinlemedi... "çok arkadaşım var" diye böbürlenip herkesin onu sevdiğinden ve merak ettiğinden bahsediyordu... iki gündür arayan yoktu... küçük bir intihar bile planlamıştı kafasında ama cesedinin kaç gün bekleyeceğinden emin değildi... yedek anahtarı da yoktu kimsede hem, zaten "intihar etmiş" laflarının da söylenmesini istemezdi arkasından...
birkaç mektup yazdı...
birkaç şiir...
bir sürü albüm dinledi... ama bir şarkı ki hep sevmiştir, takılıp kalmasını engelleyemedi...
gözünü kapattığında dün gibi aklındaydı işte her şey dün gibi... Taze, güzel kokulu yaz meyveleri gibi...
bedenindeki güneş yağı kokusunu bile hissedebiliyordu...
beyaz koltuk üzerinde uzanmış gözlerini kapamış şarkının götürdüğü yere gitmeye razı bir şekilde bedenini hayallerinin akışına kaptırmıştı...
dudakları hafifçe aralandı ve saatlerdir içinden söylediği şarkıyı mırıldanmaya başladı... önce küçük dudak hareketleriyle, kolunu kaldırmaya bile hali yoktu... mırıldanıyordu... kelimeleri bile düzgün telaffuz edemiyordu... umursadı mı?
sesi yavaş yavaş yükseliyor adeta büyülenmiş gibi bedeni yavaş yavaş kıpırdamaya başlıyordu... yavaş yavaş ama dipdiri,canlı , taze aynı yaz meyveleri kokusunda... ayaklarının altında kayıp giden kumsal ,kulağında müzik , burnunda denizin kokusu...
Kendine gelmeliydi... O zamanının çoğunu ayna karşısında geçirir,beyaz pudrasını yüzüne ve görünen tüm yerlerine sürer kırmızı rujuyla dudağını boyamadan aynanın karşısından kalkmazdı...teker teker giyilen naylon çoraplar itinayla takılan jartiyer tokaları... üzere geçirilen derin dekolteli elbiseler...o hep böyleydi... Ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğu tartışmaya açıktı... sevecen ve hayat dolu, kahkahalarının desibeli , boğazdaki ses yasağına takılan cinsten...
doğruldu, ayağa kalktı... önce kahve fincanını durduğu yerden aldı. mutfakta bir süre kaldıktan sonra salona tekrar gelip yerdeki kağıtları topladı... birkaçı ayrıldı birkaçı atıldı... uzun beyaz holden odasına doğru yürüdü, makyaj masasının önündeki toz pembe koltuğuna oturdu ve eline sütten beyaz pudrasını aldı...
yüzüne ve göğsüne ve görünen heryerine...
aynada kendine baktı ve görüntüsünden hoşnut kaldı... kirli de olsa bembeyaz ve pürüzsüz teniyle bir harikaydı...
Tüm hava basıncınıda yanına alarak omuzlarıma biniyor, bir aydınlık, bir karanlık, sıcak ve soğuk ardından...
Bazı zamanlarda ter içinde, bazı zamanlar da gülümseyerek kalkıyorum. Ben , birinci tekil, tek başına, iki bacağımın arasında yorgan , yastığın da üzerinde sol kolumun köşesinde uyanıyorum, kolum karıncalanmış, her sabah bin karıncayla savaşıyorum.Küçük kemirgenler ve ani gerilmeler sonucu ; kasılan bacaklarım...
Beyaz güne ve beyaz duvarların üzerindeki renkli yazılara uyanıyorum. kulak mememin başlangıcından sütyen askımın izine kadar kramp.
Onun en sevdiği "memem" , kulak memem; saçlarımdan çok kirpiklerimi, dudaklarımdan çok çenemi sever...
Ve söyler " bugün geride bıraktığımız beş yüz altı günden daha da güzelsin.. daha ve daha ve daha!..."
Uzayıp gider...elleri saçlarıma dokunur ve bir gelincik tarlası gibi esen rüzgara yön alırım.. büyürüm büyürüm ve hasatım alınır...
Tabanların halının yumuşaklığıyla,tüm bedenimin ağırlığını taşımak içi kalkar. dört ayak sesi bir arada, bir birirni takip eden ,izleyen.
önce bir çifti sona diğer çiftin sesi merdivenlerde duyulur, aslında önce anahtar tıkırtısı ve kötü mama kokusu, bir kaç miyavlama ve tırnak darbesi.. sevişirken bile onun kadar haşin değiliz...
Farklı taşıtlardayız yoksa bir eli dikreksiyonda diğer edli elimde, elim vites kolu... 3,2 , R...

Ve gece, yine ; miyavlama, anahtar ve ayaklar...yemek ; mikrodalgada köri kokusu, kocaman bir kucaklama ve baştan başlıyor... buz gibi yatak ve yorgan, iki çift ayak ve üç saniye sonra; tek vucüt dört ayak ,tek vücut tek hissiyat...
gram fazlalıksız...

gazeteler.

Bugün hiç hoş olmayan şeyler oldu... "bazen" dedirtti hayat yine , gazeteyi açarken ellerime bulaşan o kara leke yüzünden... bazen ne kadar da ümit kırıcı şeyler oluyor... ne kadar moral bozucu... hep acı ve yıkım sayfalarda, arka sayfalarda iki et harçası ve iki küçük beşer satırdan oluşan haberler. onları okumak pek haz vermiyor. oysaki hep sorulur ya "neden gazeteye arkadan başlar erkek milleti ?".. kadın milletine mensup biri olarak "mutluluk veriyor" diye demeliyim...takımının yendiğini görmek ya da yenilsede iyi oynadığını okumanın mutluluğu... ilk başta ülkenin parsel parsel satıldığı, hiçbir şey olmamış gibi ortalıkta dolaşan insanların boy boy fotoğraflarını görmekten, üçüncü sayfalarda her gün bir başka cinayet haberi okumaktansa ... Arka sayfalar her zaman idealdir... arka sayfalar hep güzeldir... rengarenktir, çekişmelidir...
var olmayan bir ekonominin sayfasını okusam ne olacak? Ya da "kim kiminle hangi arabada nereye giderken yakalanmış"... aslında bazen sadece gazetenin kokusunu ve elimde bıraktığı izi sevdiğim için okuduğumu düşünüyorum... ki bu gerçekten bi dürüstlük örneği...
keyif alamıyorum... azrailin listesinden bir farkı kaldı mı gazelerelerin.

26 Kasım 2009 Perşembe

Müslüm Gürses'ten kadınımı dinliyordum... ne kadar dolu ne kadar içten ne kadar sahipli bir ses tonuyla "kadınım" diyor... içi titriyor insanın...Teoman'dan da dinledim onunki daha ateşli ve bi o kadar güvensiz.
"kadınım gel sevişelim ama ertesi akşam olur muyum bilmem." der gibi o yüzden Müslüm forever diyesim var.

24 Kasım 2009 Salı

Şimdi sanıyorum sadece şarkıdan bu ruh halim... oysa ben, ben sadece, ben onun için ben elimden geleni... aslında elimden gelenden fazlasını... olmaması gerekeni , olması gerekenle birlikte hiçbir eksik bırakmadan yaptım. "o" anlardı.

öğretmenler günü demişken.

Kendi Werther'imi yaratmamı sağlayıp tüm kızgınlığımı ve acılarımı ona yaşatmamı sağlayan, şöyle uzaktan süzüldüğünde hiçte "öğretmen" gibi durmayan zaten "böyle dehşet öğtermen mi olur?" dedirten,
felsefe denizine doğmuş, edebiyata bulanmış,müzikle kızartılmış insan... daha daha daha daha süper insanlar yetiştirmen dileğiyle... Öğretmenler günün-üz kutlu olsun Sayın Uçar...

Bu anlamlı günde b' Cheers Darlin' armağan ediyorum size... kadeh sesleri ve insan kahkahaları eşliğinde... ( keşke doğum günü olsaydı yahu. çok süper olurdu. )

ek olarakta : mercury'nin ölüm yıl dönümü... aslında hiçte hoş bir gün değil hani.

21 Kasım 2009 Cumartesi

hergün yeni güne uyanmayı seviyorum.biraz zor olduğu doğru ama doğarkende zor doğmadık mı.her yeni başlangıcın bi alışma süreci var.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Ray'in hemen solunda..

"Şarap" demişken ; sarhoşum tamam..
500mglık antibiotikten sonra koca bir porto şarabı içtim.evet.
bak yine aynı duygu; çift görüyorum... zaten sana hiçbir zaman "benim için teksin"dememiştim. bence Tanrı bunu ciddi şekilde fark etmem için bana sadece yardımda bulunuyor... öğlende yediğim birkaç şeyi çıkardım... şu gözünden sakındığın el örmesi halıyı çektim üzerine koydum ,silmek zor geldi diye... bak yinede esaslı kadınmışım söylüyorum sana.
tamam, sadece okuyor olabilirsin ama dediğim gibi "ben bugüne kadar senden hiçbir şey saklamadım..." bunun gururunu yaşayarak 9. caddenin köşesindeki bara içmeye gidiyorum... gelmek istersen john'un vardiyasına bizim kör Ray'in hemen solunda oturuyor olacağım...geldiğinde sinirinden "kevaşe" diye bağırmamanı istiyorum... başka sözler söyle belki çok sinirlisindirde sevişiriz.sevdiğin çorabıda giydim hepsi senin için ..lanet kaçmış ,gerçi bende olsam bende kaçardım ama diktim arkadan çok daha seksi olduğu kanısındayım...

şimdi ben muhtemeldir ikinci şişemi içiyorum ve çoktan barın benim için ayrılan cam kenarı masasına oturmuşumdur...elimi kaldırmışımdır, John'sa çoktan bir porto'yu kapıp masama koymuştur. Ray piyanonun başında.. Charles kadar yetenekli değil tabi.. Adı Ray ,gözü kör ama "her adı "Ray" olan ya da gözü kör olan "Ray Charles" olucak hali yok." ya...
gerçi bunu da bana sen söylemiştin.
Hem Ray sütten daha beyaz.
bugün pazar ,hafif sararmıştır beti benzi...
bütün hafta içtiği ,güzelim dolarları bir bir saydığı şarapları çıkmaz bir sokaktaki çöp kovasına boşaltmış,
yine hasta olmuştur.

ben kesin kavga çıkarmışımdır.
yerde kırdığım şişenin camları vardır,
elimde de yarısı ve yarası.
çok asi oldum ben...
üstelik sen bana o deri montu almadın bile..

öptüm.


22:27 18.11.2009
DA